+ Konu Cevaplama Paneli
3. Sayfa - Toplam 3 Sayfa var BirinciBirinci 1 2 3
Gösterilen sonuçlar: 21 ile 25 ve 25
Like Tree1Likes

Konu: Rize Kültürü

  1. #21
    Super Moderator
    Üyelik tarihi
    19 Nisan 2011
    Mesajlar
    1.725
    Rize Aşhane Kültürü



    Eski rize evlerinde giriş evin mutfak ve oturma odası olarak kullanılan bölümünden olurdu.

    Evin hemen girişinde ateşlik ve üstten zincirle aşağı sallanan su ısıtma gereçleri bulunurdu.


    Bu zincirlerin ucuna asılacak bakır gügümlerle su ısıtma işlemi gerçekleşirdi.



    Yemek pişirmek için de ateş üzerine kurulan üç ayaklı sacayakları sayesinde gerçekleşirdi.



    Eskiden Doğu Karadeniz evlerinde yenilen içilen, oturulan, toplanılan, yemek pişirilip kap yıkanan, mekanlra denir aşhana , tam ortasında ocak olduğundan bi çok yerde ocaklıkta denir , tavandan asılan isli bi zincir ve üç ayaklı bi demirin üzerinden hiç eksik olamyan bakır güğüm görüntüleri hala hafızalardadır sanırım .. Bu ateşin etrafında yapılan muhabbetlerin tadına doyum olmaz kışın bu ateş 24 saat hiç sönmezdi.



    Konumuz olan ocaklık, ateş yakılan yer, mutfak ve bacadır. Ocaklık eski evlerimizde ısınma, yemek pişirme, ekmek pişirme ve her türlü ısıtılma ve ısınma işleminin yapıldığı yerler olup, evin genellikle güneye bakan ve en büyük odasında olur. Bu odalar, günlük oturma odası mutfak ve yemek odası olarak günlük hayatın en çok geçtiği yerlerdir. Soğuk kış gecelerinde aile bireylerinin üşümemek için aynı zamanda yattıkları yerdir.
    BySouL likes this.

  2. #22
    Super Moderator
    Üyelik tarihi
    19 Nisan 2011
    Mesajlar
    1.725


    MİMARİ AÇIDAN OCAKLIK
    Ocaklıklar genellikle odaların iç mekânlarını ayıran duvarlardadır ki, ısı duvarın arkasındaki diğer başka bir bölümü de ısıtsın. Bölme duvarının tam orta noktasına inşa edilirler. Ocaklığın bir tarafında odanın giriş kapısı olup, diğer tarafı genellikle ahşap dolap görünümünde banyo yerleridir (hamalık). Banyo yerleri olarak tahsis edilmeyenler de vardır ki bunlar kiler dolabı olarak kullanılır.

    Ocaklıklar genellikle içi dolu (harman) tuğladan yapılırlar. Taban kısmına tuğla döşenir. Yaklaşık 120 cm. genişliğinde ve 60 cm. derinliğindedir. Ocak yapılırken 20cm. Kalınlığında birbirine paralel yaklaşık 60cm. yüksekliğinde iki yanı ve arkası duvar olarak yapılır. Bunu elde etmek için çift sıra tuğla kullanılır. Daha sonra duvarlar tek sıra tuğla ile devam edilir. Ocaklık içerisinde oluşan set üzerine akşamları aydınlatma amacı için kullanılan idare lambası ve ekmek yapılan sac konulur ki çıkan is bacadan çıkıp gitsin diye. Duvar yukarıya doğru yükselirken, birbirine paralel dar kısımlar dışarıya doğru bömbe şeklinde veya yarım kemer şeklinde çıkar ve üst kısımda yaklaşık 90 cm. genişlik elde edilir. Bir metreye gelindiğinde, ocaklığın ön tarafı da duvar yapılır. Ön duvar önce kemer şeklinde başlar ve hafifce geriye doğru eğim halinde devam eder. Bu arada yan kısımlarda birbirine yaklaşmaktadır. Dik olarak yapılan tek duvar arka duvardır. Yaklaşık iki metreye gelindiğinde ön duvara bombe(çıkıntı) yapılarak takriben 15cm genişliğinde, üzeri düz bir set elde edilir. Bu çıkıntı yemek pişirilirken kullanılan baharatlar, tuz ve yağ gibi malzemelerin konulduğu yer olarak kullanılır. Daha sonra duvarlar tavana ulaşır ve çatı arasını geçerek dışarıya uzarlar. Çatı üzerini bulan duvarlar birbirlerine iyice yaklaşmış ve baca şeklini almışlardır. Bacalar çatının en yüksek yerinden yaklaşık 50cm. daha yüksek yapılır ki dumanı iyi çeksin diye. Ocaklığın vazgeçilmez malzemeleri sac, sacayak ve ocaklığın ortasından sarkan ve ucu kancalı zincirdir. Bu ocakların ahşap olanı da vardı ki onlar nasıl yanmazlardı hala anlamış değilim.

    SAC
    Ortası yukarıya doğru bombeli(hafif kubbe şeklinde) ****lden bir malzemedir. Ekmek ve çeşitli hamur işi yiyeceklerin pişirilmesi esnasında kullanılır. Sacın ateş tarafına gelen çukur kısmı külden yapılan balçıkla yaklaşık yarım santim kalınlığında iyice sıkıştırılarak sıvanır. Sıvama amacı ****l kısmının fazla ısınarak üzerinde pişirilen yiyeceğin “haşlak” yani “dışı yanık içi çiğ” olmasını engellemek amacı içindir.




    SACAYAK:Sacayaklar üçgen ya da çember şeklinde üç ayağı olan ****l(demir) malzemedir. Yanan ateşten sacı ya da üzerine konan kazanı veya tencereyi yüksekte tutar ve altta ateşin rahat yanmasını sağlar.

    ZİNCİROcaklığın dar olan duvarlarına monte edilen kiren(kızılcık) sopasına bir halka ile tutturulur. Ve aşağı doğru sarkar. Yanan ateş üzerine üstten kulplu kazan(aşurma) veya başka nesneler takılarak pişme esnasında devrilmeyi önler. Pişen yemeğin ateşe yakınlığını ya da uzaklığının sağlamak için zincir üzerinde bir düzenek bulunur. Kış aylarında ahırda (tamda) bulunan hayvanlara verilen “yal” da bu zincirlere asılan kaplarda pişirilir.

    OCAKLIĞIN YAKILMASI

    Sıcak yaz aylarında, sadece yemek ve ekmek yapma amaçlı hafif ateş yakılır ve pişirme işleminden sonra söndürülür. Kış aylarında aynı zamanda ısınma ihtiyacı da temin edildiği için kuvvetli ateş yakılır. Bu ateşin yakılması esnasında önce omca diye tabir edilen yaklaşık iki metre uzunluğunda ve 30 ila 40 cm. kalınlığında bir kütüğün ucu ocaklık içerisine konulur. Kütük genellikle oda kapısı yönündedir ve hafif çaprazdır. Sonra kütüğün ocaklık içerisindeki ucuna ateş daha gür şekilde yakılır.

    Yoğun bir ateş elde edildiğinden oda içerisi ısınır ve insanlar ocaklığın karşına oturarak ısınırlar. Ocaklığın kapıya en uzak ve en sıcak tarafı dışarıdan gelenlere terk edilerek hızla ısınması sağlanır.

    Eve gelen misafirler de bu kısma saygı ve konukseverlik gereği olarak altlarına tavuk tüyü minder ve yaslanması içinde yastık verilerek oturtturulur. Dışarıdan gelenlere "ÜŞÜMÜŞSÜN OCAĞIN BAŞINA GEÇ" diye bir söz günlük hayatın parçası gibiydi. Ocaklık içerisinde uç kısmı yanan omca zaman zaman ileriye doğru sürülür. Omca uçları uzun kış gecelerinde hemen hemen hiç sönmez ve odada uyuyan insanlar üşümezdi.







    Buda Benden NOSTALJİ

    Babaannesinin ya da anneannesinin yaptığı turşu, reçel, pekmez gibi katıklarla sac üzerinde pişirilen patıl ekmeği veya ocağın içerisinde kızgın küllerin arasında, lahana yaprağına sarılarak yapılan sodalı kül çöreğinin tadını hala hatırlayan var mı? Ya da sac üzerinde yapılan yağlı veya bazlamanın ayran eşliğindeki lezzetini. Hele hele mavi renkli çinko çaydanlığın ucundan çıkan sıcak buharın çıkardığı o düdük sesini ve içerinde demlenen ot çayının iliklerine kadar üşüyenleri nasıl ısıttığını. Akşamdan zincire asılan bakır aşurmanın içerisinde pişen mısır çorbasının sabahları tereyağında kavrulup yerken ağızda bıraktığı o hoş lezzeti kaç kişi hatırlıyor? Uzun kış gecelerinde mısır patlatarak ya da kestane pişirerek çevresinde oturulan ve koyu sohbetlerin geçtiği ocaklıklar sosyal birer mekanlar olarak hatıralarımızda yerlerini hala korumaya devam ediyorlar.

  3. #23
    Super Moderator
    Üyelik tarihi
    19 Nisan 2011
    Mesajlar
    1.725
    Rize Nayla -Serender



    Rize sadece doğasıyla değil kültürel değerleriyle de güzel ve eşsiz bir bölgedir. Bunlardan değerlerden birisi de “Naylalar”dır. Bölgede, yüzyıllar öncesine dayanan bir geçmişi olan naylalar günümüzde, eskisi kadar yaygın olmasa da, hala varlığını sürdürmektedir. Rize dışında, Karadeniz’in diğer kesimlerinde de örneklerine rastlanan Naylalar her yörede farklı isimlerle anılıyor. Rize’de: Nayla-Serender, Ordu’da: Seren-Serender Trabzon’da Serander, Sürmene’de Paska, Şalpazarı ve civarında Tekir, Kastamonu’da Köşk, Artvin’de serander-kısmen Bageni=Pagen v.b. gibi.


    Naylalar mimari olarak rize ahşap külütürünün en ince motifleriyle işlenmiştir.
    Kesinlikle çivi kullanılmadan yapılan naylalarda farelerin tırmanamaması için bir takım özel önlemler alınmıştır.




    Naylalar daha çok mısır ambarı olarak kullanılan küçük yapılardır ve evlerin hemen yanında bulunurlar. Kullanılış amacına ve içine konulacak ürün miktarına göre çeşitli boyut ve şekillerde yapılan naylalar küçük, zarif, ahşap yapılardır. Geleneksel mimarinin en güzel süsleme ve ağaç oyma örneklerini bu eserlerde bulmak mümkündür.


    Rize’nin geleneksel yaşantısı içerisinde Naylaların genel işlevi, o dönemin ekmek hammaddesi olan mısırı kurutmak ve saklamaktı. Mısırdan başka ceviz, fındık, hurma ve fasulye de naylalarda kurutulurdu. Bunların çürümeden kuruyabilmesi için naylalar karşıdan karşıya rüzgâr geçecek şekilde yapılmışlardır. Ahşaptan kafes biçiminde delikli olarak yapılan naylanın bir veya iki çeperi içeriye devamlı hava girmesine sebep olur ve kurutma işlemini yerine getirir.
    Dört direk üzerine kurulan naylanın altı tamamen boştur. Dört adet direk üzerinde birer yuvarlak ağaç tekerlek bulunur ve onların üzerine de nayla yerleştirilmiştir. Bu ağaç tekerlekler naylaya fare ve diğer zararlıların çıkmasını engellemek için konur.. Yine aynı sebeple sabit bir merdivenleri de yoktur. Naylaya çıkılacağı zaman portatif merdiven getirilerek, naylanın merdiven dayamak için özel olarak bırakılan çıkıntısına dayandırılır ve öylece yukarıya çıkılır.



  4. #24
    Super Moderator
    Üyelik tarihi
    19 Nisan 2011
    Mesajlar
    1.725
    Nayla yada serender denilen ve mısır ambarı olarak kullanılan küçük yapılar eski evlerin vazgeçilmez komşularıydılar. Her evin yanında görülen küçük, zarif, ahşap yapılar, eski mimarinin en güzel mümessilleri ve süsleme bölümleri ile, en güzel ağaç oyma eserleri idiler.



    Başta Rize olmak üzere Artvin, Trabzon ve Giresun'da da evlerin yanıbaşında yer alan ve kültürün bir parçası olan naylalar, sadece Doğu Karadeniz'le de sınırlı değildir. Batı Karadeniz'de, mesela Kastamonu'da da nayla yahut serender kültürü mevcuttur. Kastamonu Turizm İl Müdürlüğünün hazırladığı 2002 tarihli Turizm Broşüründen alınan resim, nayla (serender) yapısının ana hatları ile benzer olduğunu göstermektedir.
    Serenderlerin mimari güzelliklerini ve zarafetlerini bir tarafa bırakarak işlevlerine bakalım. Esas maksat, o dönemin ekmek hammaddesi olan mısırı kurutmak ve saklamaktı. Mısırdan başka ceviz ,fındık, hurma ve fasulye de naylalarda kurutulurdu. Bunların çürümeden kuruyabilmesi için naylalar karşıdan karşıya rüzgâr geçecek şekilde yapılmışlardır. Ahşaptan kafes biçiminde delikli olarak yapılan naylanın bir veya iki çeperi içeriye devamlı hava girmesine sebep olur ve kurutma işlemini yerine getirir.




    Dört direk üzerine kurulan naylanın altı tamamen boştur. Dört adet direk üzerinde birer yuvarlak ağaç tekerlek bulunur ve onların üzerine de nayla yerleştirilmiştir. Bu ağaç tekerleklerin sebebi naylaya fare ve diğer zararlıların çıkmasını engellemek içindir. Yine aynı sebeple sabit bir merdivenleri de yoktur. Naylaya çıkılacağı zaman portatif merdiven getirilerek, naylanın merdiven dayamak için özel olarak bırakılan çıkıntısına dayandırılır ve öylece yukarıya çıkılır.



    Kurutulacak olan mısır ve diğer yiyecekler naylanın pencerelerindeki yatay ağaç kollara asılır ve kuruduktan sonra naylanın içerisine alınarak orada muhafaza edilir.
    Görüldüğü gibi, önemli bir işlev gören ve özel bir mimariye sahip olan naylalar, bütün Karadeniz illerimizde yaşayan ortak Türk kültürünün bir örneğini oluşturmaktadırlar.

  5. #25
    Super Moderator
    Üyelik tarihi
    19 Nisan 2011
    Mesajlar
    1.725
    Ev Yapanlara Hediye

    Eskiden ev yapanlara hediye getirirlerdi. Bu hediye evin bahçesine bir meyve ağacı dikmek şeklinde olurdu. Bazende değişik dokumalar hediye edilirdi. Ev tamamlanıp sıra çatı yapmaya gelince omuz ağaçları çakılır ve çatının tam tepesine beyaz bir çarşaf asılıdı. Usta keserini daha hızlı vurur ve bu vuruşların sesi ta uzaklardan duyurulurdu. Bu sesleri duyan ve çarşafı gören komşular bez cinsinden hediye götürür bunlar çatının bir ucundan diğer ucuna asılırdı. Çatı tamamlana kadar bunlar bunlar asılır, sonunda ustanın olurdu.

+ Konu Cevaplama Paneli

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren RizeCity.Com Adresimizde 5651 Sayılı Kanun’un 8. Maddesine ve T.C.K’nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. RizeCity.Com hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler rizecity@gmail.com mail adresi ile iletişime geçildikten sonra en geç 3 (üç) Gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde tarafımızdan incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve Avukatımız size dönüş yapacaktır.

53 Haber - Rize - rika, ri-ka, rize kapı - RizeCity Blog - Rize Resimleri