+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 17
Like Tree1Likes

Konu: Rize Lazlar

  1. #1
    Super Moderator
    Üyelik tarihi
    19 Nisan 2011
    Mesajlar
    1.725

    Rize Lazlar

    Lazca ; Köy,Ay ve Gün İsimleri

    LAZCA KÖY ADLARI ( OPUTEPE )

    ÜÇIRMAK - > ÜÇİRMAĞİ - SUMĞALİ
    GÜNGÖREN - > JİLEN KAPİSTONA
    ULAŞ - > DURMADİ
    YOLGECEN - > LOME
    KİREÇLİ - > BAĞTA
    DEREUSTU - > GİDREVA
    GÜRGENCİK - > KOPTONE
    ARILI - > PAPİLAT
    KÜÇÜKKÖY - > SUHULETİ
    DİKYAMAÇ - > KAMPARNA
    GÜNEŞLİ - > GAZNOONA
    KEMERKÖPRÜ - > CİGAZENİ
    KONAKLI - > KORDELİT
    ŞENKÖY - > ZALEN KUTUNİTİ
    TEPEYURT - > JİLEN KUTUNİTİ
    AŞAGI ŞAHİNLER - > ZALEN NAPŞİTİ
    YUKARI ŞAHİNLER - > JİLEN NAPŞİTİ
    DERECİK - > ASİDERE, daha sonra SİDERE
    ULUKENT - > ZALAN PİLARGETİ
    BALIKLI - > EMENYATİ
    KESTANEALAN - > ÇUKALVATİ
    SİRTOBA - > OTALAHE
    YILDIZLI - > NOBAGENİ
    SOĞUCAK - > JİLEN POTOCURİ
    DÜLDERLİ - > ZALEN POTOCURİ
    BOYUNCUK - > PAREHİ
    KAVAK - > YAKOVİTİ
    KALE - > MAHALLESİ KAPİSTONA
    YUKARI HACILAR - > PAYANTE
    AŞAĞI HACILAR - > BORĞOLA
    YEMİŞLİK - > KİBELİTİ
    CUMHURIYET MAH. - > ÇARMATİ
    Y CUMHURİYET MAH - > MURKİTİ
    ÜÇLER KÖYÜ - > KAMPARNA ( HEKOLENİ PİCİ )
    MUSAZADE MAHALLESİ > DİDİ NOĞA
    ORTACALAR (ortaköy) lazcası yok
    BAŞKÖY lazcası yok

    ORÇİ : Yüksek ve Ormanlık Yerleşim alanlarının ortak adıdır. Bir Rivayete göre de ağaç işleme sanatının en üst mertebesine verilen ünvandır. Bunlar; Üçirmak, Gürgencik, Arılı, Küçükköy, Dikyamaç, Güneşli, Sirtoba, Yıldızlı, Soğucak, Dülgerli, Boyuncuk, Üçler, Ortacalar ve Başköydür.


    LAZCA AYLAR (TUTAPE)

    OCAK - > ZANAĞANİ
    ŞUBAT - > KUÇUKĞAY
    MART - > MARTİ
    NİSAN - > APRİLL
    MAYIS - > MAYSL
    HAZİRAN - > KEREZİ
    TEMMUZ - > ÇURUĞAY
    AĞUSTOS - > AĞUSTE
    EYLÜL - > STAOŞİNA
    EKİM - > GUMA
    KASIM - > STVELİ
    ARALIK - > GİSTANE

    LAZCA GÜNLER (NDĞALEPE)

    PAZARTEŞİ - > TUTAÇĞA
    SALI - > İKİNAÇĞA
    ÇARŞAMBA - > CUMAÇHA
    PERŞEMBE - > ÇAÇĞA
    CUMA - > PARASKE
    CUMARTESİ - > SAPATONİ
    PAZAR - > MJAÇĞA
    BySouL likes this.

  2. #2
    Super Moderator
    Üyelik tarihi
    19 Nisan 2011
    Mesajlar
    1.725
    Lazca İsimler

    LAZURİ YOXOPE

    İsim/Ad Anlamı

    Abca dere
    Abja dere
    Afara bir kez
    Ağani yeni
    Ağne yeni
    Ağnoba yenilik
    Akonay buralı
    Akoni buralı
    Aliyoni martı
    Ansaneri asi
    Aravani bir yer ismi
    Ardido birçok
    Arfara bir kez
    Arsima bir sen bir ben
    Arso bir kısmı
    Arte bir ışık
    Artena bir ışık
    Artoba birlik
    Aşela Lazcada bir isim
    Aşena Lazcada bir isim
    Bageni dağ evi
    Bandara bayrak
    Barva rüzgar, fırtına
    Bedali işleme, oya
    Bedi talih, kader
    Berona çocukluk
    Berva fırtına
    Boda ağ
    Butka yaprak
    Cetanu aydınlanmak
    Ceyona aşağı olan bölge
    Cibu Lazcada bir isim
    Cino martı
    Civane iskete kuşu
    Cordani Lazcada bir isim
    Cuneli güneşli
    Çala dere
    Çamule gözyaşı
    Çere renk
    Çilamure gözyaşı
    Çodina bitiş
    Çona ışık
    Dadala oyuncak, boncuk
    Dadali gül
    Degi dilim
    Didi büyük
    Dido büyük
    Dina lazcada bir isim
    Dirvana gökçe güvercin
    Dobira iyi toprak
    Doskida baki kalmak
    Doskuda baki kalmak
    Ekana Lazcada bir isim
    Elabars esiyor
    Elamti yukarı doğru kalan yer
    Elaşina hatıra
    Elva yukarı çıkmak
    Empula bulut
    Ena ey(ünlem)
    Esvara herşey
    Eşvanu nefes almak
    Evre kıble rüzgarı
    Evro kıble rüzgarı
    Ezmoce rüya
    Fanusa gelincik balığı
    Gema dağ
    Gemzuli hüzünlü
    Gemzulu hüzünlenmek
    Germa dağ
    Getanu aydınlanmak
    Geyona aşağı olan bölge
    Gobazgu tuzak kurmak
    Gola yayla
    Gonoşina hatır
    Gubazi Lazika krallarından biri
    Gurgula gök gürültüsü
    Gurişe yürekten
    Guri yürek
    Guroni cesur
    Gyuli gül
    Gzamşine yoldaş
    İklima tutunulabilir olan
    İlimba Sevilebilir olan
    İrday büyüsün
    İrdas büyüsün
    İrden büyüyor
    İsina Köy dışında kalan ve çayır, odun vs. gibi ihtiyaçların karşılandığı yer.
    İvi iz
    İvri iz

    Jora güneş
    Jova güneş
    Jurte iki ışık, ikinci ışık
    Katsa Lazcada bir isim
    Kiana dünya
    Klesti buğu, buhar
    Kolheti lazların ataları
    Kresti buğu, buhar
    Kusta Lazcada bir isim
    Ladre olgunlaşmamış, ham
    Lamseri sakinleşmiş
    Lande akis, yansıma
    Laze Laz
    Leba geç(vakit)
    Lika Lazcada bir isim
    Limcera akşam vakti
    Limsa bitki türü, ağ
    Livadi bahçe
    Liva kar suyu

    Loresima papatya
    Lori ince uzun arazi parçası
    Loti Lazcada bir isim
    Lova tatlı
    Lovi çil
    Loya tatlı
    Lumcera akşam vakti
    Majura ikinci
    Mamandulya bir bitki
    Mani çabuk
    Mapa kral
    Mapatule kuş adı

    Masuma üçüncü
    Mbuli kiraz
    Mcora güneş
    Medi Umut
    Medvina yakmak
    Mektasi ipek
    Meleni öteki
    Meona peşi sıra
    Meşona umut
    ****ksi ipek
    ****nu ışık tutmak
    Mira yüz, çehre, eser
    Misa sakin
    Mişa kime
    Mjora güneş
    Mjorana güneşçik
    Mjoranda güneşin kız kardeşi
    Mjorandğa güneş günü
    Mjoraste gün ışığı
    Mjoraşa güneşe
    Mjoraşe güneşten
    Mjoraşi güneşin
    Mjorate güneşle
    Moleni beriki

    Moni boncuk
    Morçi filiz
    Morde Büyük, ulu, bilge
    Morderi büyümüş
    Mosa ağ
    Mosi Bir bitki adı
    Mpula bulut
    Mula Karaağaç
    Murgi yün yumağı
    Mzoğa deniz
    Mzuğa deniz
    Nadven yanıyor
    Nana anne
    Natina Lazcada bir isim
    Nena ses,dil
    Nergi fidan
    Nogure ideal,hedef
    Noseri akıllı
    Noseri akıl
    Nosoni akıllı
    Nosta lezzet
    Nostoni lezzet
    Noveli iz
    Nzeli verimli toprak
    Obaru esmek
    Okro altın
    Olimbera aşk, sevgi
    Ontule bahçe
    Opordace sevgili, biricik
    Orane meydan
    Orena meydan
    Orko altın
    Oropa aşk
    Oroperi sevilen sevilmiş
    Oroponi sevilecek şey
    Oruba dere
    Otanu aydınlatmak
    Ovaponi olacak, olmaklık
    Oyaponi olacak, olmaklık
    Pagara büyük ateş
    Paluri alev
    Palu yavan
    Pandu Lazcada bir isim
    Parpali kelebek
    Patuli kar tanesi
    Patulya kar tanesi
    Pavri yaprak
    Peri renk
    Peroni renkli
    Peruma fırtına deresi
    Pozi yaban karayemişi
    Pozoni bir ırmak adı
    Pukina çiçekçik
    Pukri çiçek
    Pukrinora ilkbahar, çiçek mevsimi
    Pukuri çiçek
    Pukuroni çiçekli
    Pulera sis
    Puleri gizli
    Purki çiçek
    Purkinora ilkbahar çiçek mevsimi
    Ragi kuş tuzağı
    Rossi iyi
    Rova çil
    Ruba dere
    Rubamşali deresarmaşığı
    Sifteri atmaca
    Simadi işaret
    Sindoma sen ve ben
    Şana şenlik, mutluluk
    Şineri saygın
    Şozi kuzey
    Şura koku
    Şuri can, nefes
    Şurimşine can yoldaşı
    Şurina küçük can
    Şurite canlı
    Tamo yavaş
    Tana ışılda, parla
    Tandi Lazcada bir isim
    Taneri aydınlık
    Tani aydınlat
    Tantu Lazcada bir isim
    Tanuma Lazcada bir isim
    Tanura aydınlık
    Tanur sabah yıldızı
    Tatia Lazcada bir isim
    Tena ışık
    Tenda ışığın kardeşi
    Teona ışıklı alan
    Timya nadir, az bulunan
    Tisya kurban
    Tişineri olgun
    Toba Göl
    Toliçona göz nuru
    Toli göz
    Tolina küçük göz
    Topri bal
    Topuri bal
    Tubi ikiz
    Tuta ay
    Tutada ayın kızkardeşi
    Tutana küçük ay
    Tutanda ayın kızkardeşi
    Tutaste ay ışığı
    Tutaşa aya
    Tutaşe aydan
    Tutaşi ayın
    Uçana karacık
    Viya vücut sörfü
    Volina serbest
    Yeli açelya
    Yema öğle
    Yulva doğu
    Yuzini sığ
    Zeni düzlük
    Zenimosi bitki
    Zenişi boncuk
    Zifona fırtına
    Zifozi fırtına
    Zuğa deniz
    Zuğana küçük deniz

  3. #3
    Super Moderator
    Üyelik tarihi
    19 Nisan 2011
    Mesajlar
    1.725
    Lazların Tarihi

    Lazlardan, "Laz" adıyla ilk bahseden 1. yüzyıl tarihçisi Plinius olmuştur. 2. yüzyıl tarihçisi Arrianus zamanında, Lazlar Sohumi'den başlamak üzere Trabzon'a kadar olan bölgede yaşamaktaydı. Roma/Bizanslıların "Laz" dedikleri bu halkı Gürcüler (Kartveliler) ve Abhaz-Abazalar "Megrel"; Roma/Bizanslıların "Lazika" dedikleri devletlerine de Gürcüler ve Abhaz-Abazalar "Egrisi" demekteydi.

    Lazların en eski tarihleri, Kolkheti yönetim ve kültür alanıyla yakından ilişkilidir. Kolkheti adından ilk kez MÖ 8. yüzyıla ait Urartu yazıtlarında bahsedilmiştir. Kolkheti yönetim alanı (günümüzde Abhazya sınırları içinde kalan), Gagra'dan başlamak üzere Çoruh yatağına kadar olan bölgeyi kapsamaktaydı. Kolkheti kültür alanının sınırları ise güneyde, Trabzon'a kadar uzanmaktaydı. Kolkheti, Homerik çağ Greklerinin ilgi alanıydı. Argonotlar, Karadenizi aşarak "Altın Post"u ele geçirmek için Kral Aietes'in ülkesi Kolkheti'ye ayak basmışlardı. Milattan öncesine dayanan çeşitli yazılı kaynaklar, Güneydoğu Karadeniz Bölgesinde yaşayan, birbirleriyle kaynaşmış ve Kolkheti vadisinde yaşayanların akrabaları olan kabileleri zikreder. MÖ 1. yüzyılda Kolkheti (Lazika/Egrisi) ve Kartli (İberya/Gürcüstan) krallıkları arasında birbirleri üzerinde egemenlik kurmayı amaçlayan sürekli savaşlar yaşandı. Bu savaşlar sonucunda Roma İmparatorluğu bölgeye askeri müdahelede bulundu.

    MS 1. yüzyıldan itibaren "Kolkh" yerine "Laz" veya "Megrel" olarak anılan Megrel-Lazlar, önce Pontus Krallığına ve daha sonra da Roma İmparatorluğuna karşı bağımsızlık savaşı başlattı. 69-79 yıllarında Lazların başında bulunan Anicetus, halkını Romalılara karşı ayaklandırdı. Romalılar stratejik bir bölge olan Lazika'yı bırakmak istemiyordu. Ancak Lazların özgürlük mücadelesi karşısında Lazika'yı terk etmek zorunda kaldılar. Lazika giderek güçlendi ve bugün Batı Gürcüstan olarak bilinen bölgede hakim oldu. Lazika'nın güçlenmesi, Laz akınlarının Çoruh'u aşarak Güneydoğu Karadeniz Bölgesine de yönelmesi ve Lazların bu bölgeye kitlesel göçleri, Pontus Kralı 2. Polemon'u tedirgin etti. Krallığını Lazlardan koruyabilmek amacıyla hükümetini Romalılara teslim etti. Roma İmparatorluğunun bir eyaleti haline geldi. Bu eyalete "Pontus Polemonyakos" adı verildi. Trabzon'un doğusundan Çoruh yatağına kadar olan bölge Lazların eskiden beri yoğun olarak yaşadığı bir bölge olmasına rağmen, Lazika Krallığının yönetimi dışında kaldı.

    2. yüzyıldan başlamak üzere, Lazika Krallığı güçlendi ve 4. yüzyılda yönetim alanını Trabzon'a kadar genişletemediyse de etki alanı içine aldı. 395'te Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılması, Lazika Krallığının güçlenip genişlemesine imkan sağladı. Lazika Krallığı, bugün Batı Gürcüstan olarak bilinen Kolkheti'yi iktisadi, siyasi ve askeri açılardan birleştirdi. Lazika Krallığı, bir Bizans vasalı olmasına rağmen, kendisine bağlı vasalları da vardı.

    Lazcada bugün de kullanılan gün isimlerinden anlaşılacağı gibi gökyüzü, güneş ve ay kutsal sayılıyordu. Lazların, işgalci Roma/Bizansın dinini ilk kabul eden topluluklardan olduğu doğrudur. Ancak yayılmacıların, Lazların yaşadıkları yörelerde açtıkları kiliseler siyasi kurumlar olarak kalmıştır. Bu kiliseler yayılmacı Roma/Bizans ve "Pontus"un dayatmacılıklarının sembolleri olarak görülmüş, Lazlar kendi otantik inançlarını, şeklen Hıristiyan oldukları dönemlerde de sürdürmüşlerdir. Dolayısıyla Roma/Bizans ve "Pontus" ile çatışma halinde olan Lazların Osmanlıların dini olan İslamiyeti süreç içinde kabul etmeleri, Roma/Bizans ve "Pontus"a duydukları doğal tepkinin bir sonucuydu.

    Lazika Krallığının yönetimi altındaki bölge, çok önemli bir geçiş noktasıydı. Çin ve Hindistan'a bağlanan ticaret yolları bu bölgeden geçmekteydi. Dolayısıyla da, Bizanslılar ve Persler için büyük bir önem taşımaktaydı. Perslerin, Lazika'yı ele geçirmek istemelerinin bir diğer nedeni de, müttefik olarak gördükleri ve Kafkas önlerinde ve Doğu Avrupa'daki kavimleri, Lazika'yı bir üs olarak kullanarak Bizanslılara karşı savaşmaları için yönlendirmek istemeleriydi. Bizanslıların uyguladığı baskıcı yöntemler, Lazika halkları arasında Bizans karşıtı eğilimlerin artmasına neden oldu. Bu eğilimlerin güçlenmesi, Persler için bulunmaz bir fırsattı. Ancak Lazika kralı Gubaz, gerek Bizans ve gerekse Persler arasındaki çelişkilerden yararlanarak dengeli bir dış politika uygulamaya çalışarak yönetimi altındaki halkların zarar görmelerini önlemek düşüncesindeydi. Kral Gubaz'ın Bizans karşıtı ve Perslerle müttefikliğe yönelik politikası, Bizanslıları oldukça rahatsız etti ve bütün güçleriyle Lazika'ya saldırdılar. Yıllarca süren savaşlardan sonra 465'te Bizans ve Lazika anlaşarak çatışmalara son verdiler.

    Lazika Krallarının kendilerine sadakat göstermeyeceklerini ve Trabzon'un doğusundaki yoğun Laz nüfusun da kendileri için ileriye yönelik potansiyel bir tehlike olduğunu bilen Bizanslılar, Lazika Krallığının yönetimi altındaki Abhaz-Abaza ve Svanları Lazika'dan ayırma planlarını uygulamaya koydu. Bizans'ın amacı, Lazika'nın etnik ve siyasi etkinliğini kırarak, bu krallığı süreç içerisinde yok etmekti. Bizanslılar gerektiğinde de Abhaz-Abaza ve Svanları hem Lazlara hem de birbirlerine karşı savaştırmayı düşünüyordu. 8. yüzyıla gelindiğinde, Lazika krallığının yönetim alanında nüfusunu Abhaz-Abazalar, Svanlar, Megrel-Lazlar ve bölgeye Kartli'den göç eden Gürcülerin oluşturduğu Abhazya Krallığı sahneye çıktı. 780'lerde Abhazya Krallığının sınırları kuzeybatıda Nikopsia (Tuapse), güneyde ise Çoruh yatağına kadar uzanıyodu.

    Lazika'nın Rioni havzasının güney kesimi 5. ve 6. yüzyıllardaki Bizans-Pers savaşları nedeniyle Megrel-Laz nüfusunun tamamına yakınını yitirmişti. Bu yüzden Arap istilalarından etkilenen Gürcüler Kartli'den kitlesel olarak göç ederek süreç içinde bu bölgeye yerleştiler. Böylece günümüzde Müslümanları Laz, Hıristiyanları Megrel olarak adlandırılan Megrel-Lazlar arasında, Gürcülerden oluşan ve yine günümüzde Gurya/Acara olarak bilinen tampon bölge oluştu.

    "Abhaz", Ran, Kahet, Somehlerin kraliçesi olan Tamara zamanında aktif bir politika izlendi. Kraliçe Tamara döneminde, Karadenizden Hazar Denizine kadar olan bölgede yaşayan çok farklı etnik kökenlerden halklar konfederal bir yapılanmaya gittiler. Haçlı Seferlerinden ve Bizans Sarayındaki iktidar çatışmalarından yararlanıldı. Bizans üzerine giden konfederal ordu Güneydoğu Karadenizdeki Lazların da aktif desteğiyle Çoruh'tan başlamak üzere Karadeniz Bölgesinde etkili oldu. Amaç konfederal bu yapının içine, etnik olarak Lazlardan oluşan bir Laz devletini de katarak, bu bölgede Selçuklu ve Bizanslılara karşı konfederal yönetimin güvenliğini bu tampon Laz devletiyle pekiştirmekti.

    Latinlerin 1204'te İstanbul'u işgal etmeleriyle, Bizans İmparatorluğu zaafa uğradı. Bu gelişmeler, konfederal krallığın sınırlarını Trabzon'u da içine alacak şekilde genişletmesine yardımcı oldu. Trabzon yöresine de Laz nüfusunun akışı hızlandı. Trabzon Krallığı üzerindeki Kafkasyalıların konfederal yönetiminin etkisi ve Trabzon'un doğu kesimlerindeki Lazların, Bizans boyunduruğundan kurtulması Bizanslıları rahatsız ediyordu. Trabzon Krallığı yönetiminde, Bizans yanlısı gruplar ile Kafkasyalıların konfederal yönetiminin desteklediği Lazlar arasında kıyasıya bir iktidar mücadelesi başladı. 1204'te "Lazia Thema"sı kuruldu.

    Lazların Bizanslılarla olan mücadelesi, 1453'te Osmanlıların Bizans İmparatorluğuna son vermeleri ile bitti. 2. Mehmet, Karadenizi bir Osmanlı gölü haline getirmek istiyordu. Tahta çıkar çıkmaz, 1451'de Doğu Karadeniz kıyılarına 50 kadar kadırga gönderdi. Batum civarı ve Sohum'da etkinlik kurarak, bu bölgelerde yaşayan Abhaz-Abazaları, Megrel-Lazları ve Gürcüleri yönetimi altına almaya başladı. Böylece Trabzon Krallığı doğusundan kuşatılmış oldu. Soçi'den başlayan, Kuzeybatıya doğru Karadeniz kıyıları ise, Kırım Hanlığının kontrolü altındaydı. Trabzon'un doğu kesimlerinde bugün olduğu gibi o zamanda yaşayan Lazlar ise, Trabzon Krallığı yönetimi altında ancak "Rum" yönetimiyle çatışma içindeydi. Lazlar, bir anlamda Trabzon Krallığını ele geçirmek isteyen Osmanlıların müttefiği durumundaydı. 1461'de Osmanlıların Trabzon Krallığını ele geçirmeleriyle birlikte Lazlar da Osmanlı yönetimine girmeye başladılar.

    1519'da Trabzon, Batumi'nin de dahil edilmesiyle ayrı bir eyalet haline getirildi. Bu bölgeyi 1640'ta dolaşmış olan Evliya Çelebi'ye göre, eyaletin beş sancağı şunlardı: Canik, Trabzon, Gönye, Aşağı Batumi ve Yukarı Batumi. Lazistan'ın merkezi Gönye idi. Kazaları ise, Atina (Pazar), Sumla, Viçe/Biçe ve Arhavi idi. Osmanlı yönetimi, Güneydoğu Karadeniz Bölgesini yönetsel birimlere ayırdı. Koch, 15 derebeyliği sayar: Atina (Pazar, iki), Bulep, Ardeşen, Viçe, Kapiste, Arhavi, Kise, Hopa, Makriali, Gönye, Batumi, Maradit, Perlevan ve Çat derebeylikleri. 1851'de Acara çevresi, Aşağı Gurya ile birlikte, kurulmuş olan Lazistan Sancağına bağlandı. 1877-1878 ("93") Osmanlı-Rus savaşları sonucu Batumi'nin Rusların eline geçmesiyle, Lazistan Sancağının merkezi Rize'ye taşındı.

    Rusların bölgede etkili olmaya başlamalarından önce, 17. yüzyılda bugün Gürcüstan olarak bilinen coğrafyada üç krallık bulunuyordu. Başkenti Tiflis olan Kartli Krallığı; kuzeydoğuda Kakheti Krallığı ve batıda da Kutaisi civarını elinde bulunduran İmereti Krallığı. Bu krallıklardan ilk ikisini İranlılar, sonuncusunu da Osmanlılar denetliyordu. Doğu Karadeniz kıyıları, adı geçen bu üç krallığın egemenlik alanı dışındaydı. Kuzeyde Soçi-Sohumi arası Abhazya'ya; Sohumi-Poti arası Megrelya'ya; güneyde Poti-Batumi arası Gurya'ya aitti. Bu üç prenslik Osmanlıya haraçla bağlıydı. Güneybatıda ise, Samtshe ve Saatabego prenslikleri vardı. Bu prensler zamanla İslamiyeti benimsediler ve Osmanlıya doğrudan bağlı birer valilik haline geldiler.

  4. #4
    Super Moderator
    Üyelik tarihi
    19 Nisan 2011
    Mesajlar
    1.725
    Lazca Dua Ve Beddualar

    Mecit Çakırusta`nın hazırladığı bu mini derleme Mjora`nın ilk sayısında(2000, Kış, Bir) yayımlanmıştır(S.77). Sizlerinde butür derlemeleriniz varsa yayınlamamız için gönderebilirsiniz. Günleriniz Bedduasız geçsin. Dualarımız sizin için.

    OXVAMUPE / DUALAR

    E na, ôoûe üuçxe var eüegarçasen.
    Ayağın hiçbir zaman taşa değmesin.

    Ôoûe ucareli do uwareli na va dosüudare.
    Hiçbir zaman aç ve susuz kalmayasın.

    E na, putxineri goxûare.
    Ey, uçarak gezesin.

    Dunöu sûeri na cimontalare.
    Karınca gibi çoğalasın.

    E na, wari sûeri na imordare.
    Ey su gibi büyüyesin.

    E na, pimpili dixaşa na süudare.
    Ey, sakalların yere değene kadar yaşayasın.

    Üayoba do xelobate na süudare.
    İyilik ve mutlulukla yaşayasın.

    Şana na megantxasen.
    ''Şana''nın yardımı üzerinde olsun.



    MEYOÇAMAPE / BEDDUALAR

    Ti do tanişa na âirare.
    Başından ve gövdenden bulasın.

    Üoçepe süanişa to na âirare.
    Belanı kendi adamlarından bulasın.

    Ğormoûişa to âira.
    Belanı Tanrıdan bulasın.

    Öexni mo gaxenas dowili na.
    Yemek nasip olmasın koparıp yediysen.
    (Öexni: Bir meyvenin ilk tadımlığı)

    Üibri mo cegadgas dowili na.
    Tatmak nasip olmasın kopardıysan.

    Xe do mxuci na gogoûroxasen.
    Elin kolun kırılsın.

    Nana mca txombi na gaasen.
    Annenin sütü irin olsun.

    Üali goweri na dosüudare.
    Kimsesiz kalasın.

  5. #5
    Super Moderator
    Üyelik tarihi
    19 Nisan 2011
    Mesajlar
    1.725
    Laz Şarkıları

    Melodi Versiyonları

    Yakın zamana kadar notaya dökülmemiş olan bütün halk müziklerinde olduğu gibi, Laz şarkılarının ''Standart Formu'' yada ''Doğru Formu'' yoktur. Hem sözü, hem melodisi(bestesi, ezgisi), bölgeye göre de kişiye göre de değişebilir. Hatta aynı kişi aynı şarkıyı iki, üç, dört versiyon ile söyleyebilir.

    Bir Örnek: Elimizde bulunan bantlarına göre, rahmetli Yaşar Turna, kendi yazdığı bilinen ''Atmacaş ora''(Arhavi) şarkısını söylerken her kıtaya tam aynı melodiyi vermez, la-fa yerine la-sol-fa, la-la-do-la yerine re-la-do-la gibi çeşitleme yaparak kıtalarını söylüyor, sonuçta hiçbir zaman aynı melodiyi iki kez söylememiştir. Ayrıca dilbilim bakımından ilginç birşey gözlemlenmektedir. Lazların çoğu, öğrendiği her Laz şarkısını kendi şivesine ''tercüme'' edip söyler.

    Örnek:
    Arhavi'li biri ''Va mporom-na, dotkvi''
    Arhavi'li başka biri ''Var mporom-na, mi3vi''
    Hopalı biri ''Var mqorop-na, mi3vi''
    Pazarlı biri ''Var mgorum-na, mi3vi''
    Şiir Melodi bağdaşımı

    Laz geleneklerinde bir şiir, birkaç değişik melodi ile söylenebilir. Bunun yanısıra çok sayıda şiirin aynı melodi ile söylendiğide gözlenmektedir.

    Örnek:
    1- Bir şiir - birkaç melodi.
    ''Mzoğas dumani yulun'' (Hopa) şarkısı, üç çeşit melodi ile söylenir.

    2- Birkaç şiir - Bir melodi.
    ''Amseri didi seri'' (Arhavi) şarkısı ile ''Muperi boyi giğun'' (A) (Arhavi) şarkısının melodisi tam aynıdır.

    Melodi Grupları
    Bazı şarkıların melodileri, tam aynı olmasalar da büyük benzerlikler göstermektedir. Ritm değişikliği yada iki üç nota farkı olmasına rağmen yapısı aynı olduğu tespit edilmektedir.

    A grup:

    ''Ağustozi mulun atmacaş ora'' (A) (Arhavi),
    ''Ağustozi mulun atmacaş ora'' (B) (Arhavi),
    ''Ağustozi mulun atmacaş ora'' (C) (Arhavi),
    ''Ağustozi mulun atmacaş ora'' (D) (Arhavi),
    ''Ağustozi mulun atmacaş ora'' (E) (Hopa),
    ''Seri tuta vartu'' (Arhavi),
    ''Ar destani pçari haşo bgaraten'' (Arhavi),
    ''Ar destani pçaup gverdi mgaraten'' (Hopa),
    ''Jur bozoşi vortit nana da baba'' (Hopa),
    ''E verane Malivorişi daği'' (Çamlıhemşin)
    B grup:

    ''Ar mendili yepçopi Bombala mexuneyi'' (Hopa),
    ''Ar mendili yepçopi Puloni ren puloni'' (Hopa),
    ''Mzoğas dumani yulun'' (A) (Hopa),
    ''Kuçuri vu3vi laçiş'' (Hopa),
    ''Karmateşa gebulur Xe valeri valeri'' (Ardeşen),
    ''Yeşili kamiyoni Moxti mendemiyoni'' (Ardeşen),
    ''Atinaşi minare'' (Pazar)
    C grup:

    ''Kemençesi jındole Mpuli ebosterare'' (Arhavi),
    ''Mzoğas dumani yulun'' (C) (Hopa),
    ''Ulun mulun karavi'' (Hopa),
    ''Xolo-ti kogoladu Rakanepe dumani'' (Ardeşen)
    D grup:

    ''Dağişe eşkulur cenneti purki'' (Pazar),
    ''Dağişe eşkulur pavri kosare'' (Pazar),
    ''Dağişe goşkuman cenneti purki'' (Pazar),
    ''Destani ginçaram Kalai onay'' (Pazar),
    ''Mo3i pucepe do kogolupini'' (Pazar),
    ''Pucepe me3i do haşo nupini'' (Çamlıhemşin),
    ''Pucepe mo3i do haşo nupini'' (Ardeşen),
    ''Pucepe naşkvi do haşo nupini'' (Ardeşen),
    ''Avlaşe oğine m3xuli fidani'' (Ardeşen)
    E grup:

    ''Dağiz dumani yulun'' (Hopa),
    ''Amseri didi seri'' (Arhavi),
    ''Muperi boyi giğun'' (A) (Arhavi),
    ''Anderi na naşkvare Axir'oxori-skani'' (Pazar),
    ''Melendo molulun culi do purki'' (Ardeşen)




    Kıta Yapısı


    Şarkı sözü olarak kullanılan Laz şiirlerinin büyük çoğunluğu, iki çeşit kıta yapısının birini göstermektedir. Aralarındaki tek fark, satırı oluşturan hecelerin sayısı. Bazılarının her satırıda yedi hece bulunurken diğerlerinin her satır, onbir hece ile teşkil edilmiştir. Her iki halde genellikle dört satır birlikte bir kıtayı oluşturur.

    İstisna olarak sekiz heceli satırlar ile teşkil edilen kıtaya sahip şarkı sözü bulunuyor. ''Ruba ruba govuluti''(Pazar) şarkısı, bunun ilginç bir örneğidir. Satırı oluşturan hece sayısı tamamen ''serbest'' de olabilir. ''Nani, nani''(pazar) şarkısının sözlerine bakınız.

    RİTM (1): Eşit olmayan birimle oluşan ölçüler
    Laz-müziğinin özelliklerinin biri, 5/8 işareti ile belirtilen beşli ölçüdür. Lazlar, toplu halinde beşli ölçülü bir Laz şarkısını söylediklerinde, kimi elle kimi ayakla tempo tutarlar. Dikkat ederseniz kimsenin bir ölçüde beş kere elini ayağını basmadığını farkedersiniz. Peki bir ölçüde kaç kere basarlar? Ancak iki kere. Birinci basma, ölçünün birinci 8'lik notasına denk düşer. İkincisi ise ölçünün üçüncü 8'lik notasına denk düşer.

    TAP-tap-TAP-tap-tap, TAP-tap-TAP-tap-tap, TAP-tap-TAP-tap-tap,
    YE-şi-Lİ-ka-a Mİ-i-YO-ni-i MOX-ti-MEN-de-e Mİ-YO-ni-i MOX-ti-MEN-de-e Mİ-i-YON-ni-i ... ... ... ...

    Müzikolojik terimle buna, ''eşit olmayan birimle oluşan ikili ölçü'' denilir. Birinci birimin uzunluğu, iki tane 8'lik kadar; ikinci birimin uzunluğu ise üç tane 8'lik kadar.

    Eşit olmayan birimle oluşan üçlü, dörtlü ölçüler de vardır. Örnek: ''Hayde mendegiyona 3ulutinaortaşa'' (Pazar). Bu şarkının partisyonu, 3/8 ölçüsü ile 3/4 ölçüsünün almaşması olarak yazılıyor, ama yanlız dinleyiniz(bakınız): HAY-de-men -- DE-e-Gİ-yo-NA-a 3U-lu-ti -- NA-a-OR-ta-ŞA-a ... ... Uzun -- kısa-kısa-kısa, Uzun -- kısa-kısa-kısa ... ... Eşit olmayan birimle oluşan dörtlü ölçüyü duydunuz(gördünüz). Uzun-kısa-kısa veya kısa-kısa-uzun gibiritmler de mümkündür. ''Karşi ona cevulur'' (A)(Pazar) şarkısının ritmi ise Kısa-uzun-kısa-kısa-uzun diye başlıyor. Bu tip ritm, Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Hırvatistan gibi Balkan ülkelerinin halk müziklerinde de yaygındır.

    RİTM (2): Serbest ölçü almaşması
    Pazar, Ardeşen ve Çamlıhemşin ilçelerinde yaygın olan ''destani'' lerin 2/4 ölçüsü ile 3/4 ölçüsünün serbest almaşması, aynı şekilde analiz olmaz.

    Bu ''Destani/destani''lerde her kıtanın birinci satırını oluşturan onbir hecenin her biri, eşit uzunluk ile söylenir. Kalan satırların ik dokuz heceleri, yine eşit uzunluğu alır. Ancak ikinci, üçüncü ve dördüncü satırlarının son iki heceleri, büyük uzunlukta söylenir. (Destani ginçaram Kalai onay'' (Pazar) şarkısının üçüncü satırı, bu durumun bir istisnasıdır.) Onbir sayısı zaten ne iki ile ne üç ile bölünebilir. Bu durumda ölçüler şiirin vurgularına göre ya ikili yada üçlü olarak oluşup serbest almaşmasını gösterirler.

    Mİ Gamı
    Laz müziğinin özelliğinin biri, mi gamının sık sık kullanılmasıdır. Mi gamı, ne majör ne minördür. Gamın birinci ile ikinci notaları arasındaki aralık, yarım tondur (mi-fa gibi). Bu derlemede de çok sayıda mi gamlı melodi bulunuyor.

    Örnek:

    ''Amseri didi seri'' (Arhavi)
    ''Anderi na naşkvare Axir'oxori-skani'' (Pazar)
    ''Ar çiçeğiz ar butkuci noxedun'' (Fındıklı)
    ''Ar mendili yepçopi Puloni ren puloni'' (Hopa) ve saire ....
    Özel bir gam
    ''A katu kamiyonun (Çamlıhemşin) şarkısının gamı, fa-sol-la b la-da (veya, bir buçuk ton aşağıya geçirsek, re-mi-fa-fa#-la) notalarını kullanmaktadır. Bu, kromatizme benzer ilginç bir gam ... ... Ses kayma gibi ''kaza'' olduğunu varsaymak hiç mümkün değil, çünkü birkaç kişi birlikte tam aynı notaları istediğiniz kadar tekrarlayabilirler. Ve bu kişiler başka binbir çeşit Lazca ve Türkçe şarkılarınıda gayet güzel söylüyorlar. Bunu da Laz müziğinin zenginliğinin bir belirtisi olarak kabul etmek zorundayız.



    Polifoni & Çalgılar

    Polifoni:
    Gürcistan'da yaşayan Lazlar, Rus ve Gürcü müziklerinin pratiği dolayısıyla polifoniye(çok sesli müziğe) alışmışlar. Bugün artık Laz şarkılarınıda doğal olarak çok sesli şekilde söylüyorlar.
    Türkiyede yaşayan Lazlar ise büyük çoğunluğu ancak monodiyi(tek sesli müziği) çalar, söyler. Türkiyede yaptığımız denemeye göre, batı tipi akorlar pek Lazların hoşuna gitmez, ama ''Laz tipi akoru'' yaratmanın mümkün olduğunu tespit ettik.

    Çalgılar:
    Geleneksel Laz şarkıları, geleneksel Laz çalgıları ile eşlik olur: Tulum ile kemençe. Bazı ünlü Laz şarkıcıları bugün bağlamayı kullanmaya başladılar. Dinleyicilerinin bir kısmı bunu sever, bir kısmı pek beğenmez. Hatta bağlama sesinin Laz müziğini bozduğunu söyleyenlerede rastladık. Ne zurnanın ne de davulun Laz müziğinde yeri olduğunu da bütün Lazlar tek bir adam gibi belirtmektedirler.

  6. #6
    Super Moderator
    Üyelik tarihi
    19 Nisan 2011
    Mesajlar
    1.725
    Laz Şarkıları Kitabından bir örnek (Avla-süani cuneli (Ardeşen)


    Avla-süani cuneli,
    Öepri megipinare.
    Si golvali uoxi,
    Ma ceüegipinare.

    Ela, komemaoni,
    Wulutina orûaşa.
    Ukaçxe pişmanare,
    Omweli unüarûaşa.





  7. #7
    Super Moderator
    Üyelik tarihi
    19 Nisan 2011
    Mesajlar
    1.725
    Laz Müziği Ve Türleri

    Lazuri Desûani (Lazca Destanlar)

    Enstrümanların bulunmadığı ortamlarda tek yada koro şeklinde icra edildiği gibi, kemençe, tulum ve kaval eşliğinde de söylenir. Onbir heceli uzun dörtlükler halinde icra edilir. Konuları daha çok aşk, ölüm, doğa, gurbet, askerlik ve mahpusluktur. Kişilerin yada olayların üstüne söylenen ve de o isimlerle anılan destanlar da vardır. Bazen ezgiler sabit kalmakla birlikte, sözler, söyleyenin hikâyesine bağlı olarak değişir ve buna göre isimlendirilir. Destanlar Laz müziğinde öylesine yaygındır ki; ''Destan'' kavramının ''Şarkı'' ile eş anlamda kullanıldığı görülür. Küçük nüanslar dışında destanlar, aynı müzikal formda icra edilir. Genel destan formu aynı olmakla birlikte, her köy vede her kişi kendine özgü bir destan söyleme stiline sahiptir. Buda ''Her Lazın kendine has bir destan söyleme biçimi vardır'' sözünü haklı çıkarmaktadır.




    Oüobalu / Meüa-Moüa (Atışmalı Şarkılar)

    Daha çok toplu olarak gerçekleştirilen eğlencelerde, iki grup halinde, dans eşliğinde yada sadece vokallerle söylenir. Müzik ''oüobalu-atışma'' tarzına özgü geleneksel ezgilerden oluşur. Sözler ise çoğu zaman eğlence ortamına göre değişen doğaçlamalardır. Her iki grupta, doğaçlama söz söyleme yeteneğine sahip bir lider bulunur. Bu kişi şarkının akışına göre anlamlı, karşı tarafa cevap niteliğinde sürükleyici kafiyeli sözler düzer ve arkadaşlarına söyler. Ve birlikte şarkı söylenir. Grup liderine zaman zaman arkadaşlarıda destek olur, bazen performansa göre lider değişebilir. Oüobalu-atışma, erkek grubu ile kadın grubu arasında yapıldığı gibi, erkek grupları yada kadın grupları yada tek tek kişiler arasında olabilmektedir. Saatlerce süren bu eğlencenin sözleri zaman içerisinde müstehçenlik içerebilir, hatta sataşmalara kadar varabilir.




    Oşvacu üaide (Mola şarkıları)

    Bu türe giren şarkılar, daha çok tarlada çalışan kadınlar tarafından, dinlenme zamanlarında enstrümansız, grup şeklinde söylenir. Ezgi geleneksel olmasına karşın, sözler değişkenlik gösterebilir. Sözlerin değişebilir olması butür şarkıların konularının kişi, zaman ve o anki duruma bağlı değişmesinden kaynaklanır. Buda aynı zamanda şarkıyı söyleyenin duygularını yansıtması ve iç dünyasını ortaya koyabilmesi bakımından önemlidir. Çoğu zaman konu olan şarkıya duygu yoğunluğunu katıp başkaları tarafından benimsenmesini sağlayan kişi, şarkıyada adını vermiş olur.




    Bgara (Ağlama)

    Ölmüş bir insanın ardından yakılan bir çeşit ağıtdır. Butür ağıtlar daha çok kadınlar tarafından yakılır. Ölü evine, ölü yakınlarının acılarını paylaşmak için gruplar halinde ağlamaya gidilir. Grubun içinden doğaçlama yeteneğine sahip, etkileyici sesi olan biri ölüye ''bgara'' söyler, diğerleride ağlayarak eşlik ederler. Konusu ise, ölen kişinin sağlığında yapmak isteyipte yapamadığı şeyler ve ardından bıraktığı izleridir. (Bu olay çocukların oyunlarına bile konu olabiliyor. Kız çocuğunun kucağına bezden bebek alıp ona ağıtlar yakması ve diğer çocuklarında ona eşlik etmesi gibi...). ''Bgara''ya Lazona'nın bazı yerlerinde ''Nena Meçamu'' yani ''Ses verme''de denir.''Bgara''da söylenen ezgilerin, anonim şarkılar üzerine etkisi olduğuda gözlenir.




    Nani (Ninni)

    Kulaktan kulağa aktarılan bu ezgiler çocukların müzik kulağının temelini oluşturmaktadır. Laz Müziğinde bazı anonim şarkılarda ninnilerin etkisi ciddi bir şekilde hissedilir.


    Helessa Yalessa, Heyamo-Heymoli (İş şarkıları)

    Helessa Yalessa, erkekler tarafından toplu olarak yapılması gereken ağır işlerde, gücü bir yerde toplamak ve ortak bir ritm yakalamak için söylenen ezgili sözlerdir. Laz Müziğinde butür, eğlence şarkılarınıda etkilemiştir. Heyamo-Heymoli ise, eğlence ve iş şarkılarında ortak heyecan ve ritm sağlamak için söylenen şarkılardır.





    Xoroni (Horon)
    Tulum ve Kemençe eşliğinde, halka şeklinde oynanan, bir kişi tarafından yönetilen şarkılı halk dansıdır. Daha çok eğlence amaçlı geniş katılımlı toplantılarda oynanır. Horonlar uzun süreli oynandığından, horon aralarında yorgunluk atmak için, ''Fora'' denen bölümler bulunur. Bu bölümde; dansın figürleri sadeleşir, ritm düşer ve şarkı söylenebilecek duruma gelir. Şarkılar; iki grup halinde söylenir, her grubun bir lideri olur. Grup lideri, şarkının akışına göre el değiştirebilir. Şarkı sözlerini, karşı grubun söylediği sözlere cevaben, yanındaki arkadaşlarının duyabileceği şekilde söyler ve birlikte söylemeye devam ederler. Horon aralarında çalınan şarkı anonimdir, sözler ise grup liderinin doğaçlama kafiyeli sözleridir. Ezginin sözlerle birlikte iki yada daha çok tekrar edilmesi, karşı tarafa düşünme zamanı kazandırması bakımından önemlidir. Ritm olarak tulumu çalan kişinin tahta duvara(tabana) ayak topuğuyla vurması, yada topluluk içinde birinin çubukla tahta zemin, kazan, kovan gibi sert cisimlerden ses çıkartmasıyla horon ve horonculara yardımcı olur. Horon genelde toplu halde oynanır. Horonun disiplini hatırı sayılan, saygın bir kişi tarafından sağlanır. Ve horonun disiplinini bozan kişiye işaret ederek horondan ayrılmasını ister. Bu bazen darılmalara yol açabilir. Çünkü horon ciddi bir iştir. Laz insanının Horona olan tutkusunu ve horonun arkaik biçimini en iyi şekilde anlatabilmek için halk arasında yaygın olan ''Çalıya tutunup horon oynuyor'' (Tambis moülimeri ixoronams!)'' şeklindeki ifadeyi burada belirtmek gerekir.

  8. #8
    Super Moderator
    Üyelik tarihi
    19 Nisan 2011
    Mesajlar
    1.725
    Lazlar ve Lazca

    Bugüne kadar Lazca üzerine bir takım akademik çalışmaların yapıldını biliyoruz. Bunların tamamı Türkiye dışında, Avrupa, Rusya ya da Gürcistan gibi ülkelerde yapıldı.

    Bilinen ilk çalışma Rosen adlı bir Alman'a ait. 19. yy'ın ortalarında (1840'lar) zamanın Lazistan'ına giderek ilk gramer çalışmasını yapmıştır.
    1910 senesinde, Rus akademisyen Nikolay Marr, Lazce üzerine çalışmalar yapmak üzere Osmanlı Lazistan'ına gelmiş ve çok miktarda materyal toplamıştır. Marr, bir de Lazca gramer hazırlamış, derlediği metinlerle birlikte bu grameri yayınlamıştır.

    1936 tarihli, Megrel asıllı Linguist Arnold Çikobava'nın Tiflis'te yayınlanan çalışması önemli çalışmalar arasında yer alır. Bununla birlikte ünivesite kütüphanelerinde depolanmak üzere Gürcü akademisyenler tarafından başka bir çok çalışma daha yapıldığını biliyoruz.

    Kafkas dilleri konusundaki ciddi ve verimli çalışmaları ile tanınan Fransız Dilbilimci Georges Dumezil, Lazca ile ilgilenen Batılı bilim adamları arasında önemli bir yere sahiptir. Dumezil, Lazca masalları topladığı “Kontes Lazes” adlı çalışmasında Lazca gramere kısaca olsa dahi yer vermiştir. Ancak, çok değerli lingiusitik materyallerin bulunduğu bu çalışmada gramer bölümünde temel bir takım bilgiler verilmekle yetinilmiş, derinlemsine tahlillere girilmemiştir.

    1963 senesinde, çok uzaklardan, ABD'den R. D. Anderson adlı bir dilbilimci doktora çalışmasını Laz grameri üzerine yapmıştır. “Gramer of Laz” adını taşıyan bu tez, ABD'de yapılan, malümatlarımız dahindeki tek çalışmadır. Anderson'ın çalışması diğerlerinde olduğu gibi kapsamlı olmaktan çok uzaktır.

    Bunların yanı sıra Yurt içi ve yurt dışındaki kimi üviversitelerde Lazcanın bazı özellikleri konusunda çalışmaların var olduğunu biliyoruz.

    19. ve 20. yüzyıllar boyunlar Lazlar ve Lazca konusunda Türkiye üniversitelerinde yapılmış herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Hatta çok sayıda Dilbilim pröfesörünün bulunduğu memleketimizde “Lazca kendi başına müstakil bir dildir” gibi sadece Lazcanın bir dil olarak Türkiye'de konuşulduğunu tek satırda dahi ortaya koyabilen hiç bir akademisyen çıkmamıştır. Kendi kapı komşusunun konuştuğu dil konusunda bihaber olan insanlar için Dilbilimci/Linguist gibi bir ünvanı yakıştırmak ahlaki olmasa gerekir.

    Ya da bunu başka bir cümle ile şöylece ifade etmek gerekir; “Türkiye'de Lazca veya diğer herhangi bir dil konusunda tek kelime söyleyecek bir bilim adamı çıkmamıştır.”

    Türkiye Üniversitelerinde yapılmış Lazca konusundaki ilk çalışmaya 1990'lı yılların sonunda, Boğaziçi Üniversitesi'nde rastlıyoruz. Tanju Gürpınar imzası taşıyan master tezi, Lazcanın Atina diyalektini konu almış ve İngilizce yazılmıştır.

    LAZURİ NENAÇKİNA/ LAZURİ GRAMMAR

    Dilbilim profesörü Japon KOJİMA Goichi 1986'dan beri Lazona'ya zaman zaman ziyaret etmekte ve Lazca materyaller derlemektedir. Goichi, özellikle 1995'den sonra bu ziyaretlerini daha da sıklaştırdı ve her yaz 1,5 aylık bir süreyi burada geçirerek çok değerli materyaller derledi.

    2002 Temmuzu'nda Goichi tekrar İstanbul'a geldiğinde 15 gün boyunca sürekli birlikte çalışma fırsatı bulduk. Bu sürenin sonunda Lazcanın bütün diyalektlerini kapsayan Lazca gramer ortaya çıkmış oldu.

    Çalışmada özellikle Lazcanın bütün şivelerinin kapsamasına dikkat edildi. Zira, en doğru, en güzel, en iyi ve standart Lazca diye birşey olmadığına göre Lazların konuştuğu ve dilbilimsel olarak diğer diyalektlere göre ayırt edici kriterlere sahip olan her diyalekt önemlidir. Bundan dolayı birçok köye gidildi. Buralarda alan araştırmaları yapıldı. Bu açıdan bakıldığında Lazuri nenaçkina, yazılı kaynaklara dayanılarak yapılmış bir masabaşı çalışması değil, tamamen alan araştırmalarında toplanmış bilgilerlere dayanan bir gramer çalışması olma niteliği taşıyor.

    Kitapta, bütün konu başlıkları ve linguistik terimlere Lazca karşılıklar önerildi. Bunların hangi kelimelerin köklerine dayanılarak hazırlandığı açıklandı. Ayrıca Lazca ve İngilizce karşılıkları verildi.

    Lazuri Nenaçkina, Lazcanın bütün diyalektlerini kapsamasıdır. En yaygın kullanımı olan örneklerle yapılan temel açıklamalardan sonra, o konunun diyalektolojik versiyonları var ise bunlara ayrıca yer verilmiş ve örneklenmiştir. Çalışma, Atina, Arthaşeni, Furthuna vadisi, Vi3he (Fındıklı), Arkabi ve Hopa diyalektlerini kapsamakla birlikte aynı zamanda Goichi'nin alan araştırmaları yapmak üzere ziyaret ettiği Furthuna vadisindeki Dutxe, Mtzanu, Ğvandi köyleri, Arthaşeni'ye bağlı Okhordule köyü, Arhavi'ye bağlı Pilargeti köyü, Hopa-Makhriali (Kemalpaşa) ve Borçka-Çxala köylerinde görülen diyalektolojik farklılıklar çalışmanın içinde yer aldı.

    Lazcanın fonolojisine geniş yer verilen çalışmada, Phriovapa (Fiil derivatif ekleri) ve bir Lazca gramerin kapsamı içinde bulunması gereken temel konuların Nenaçkina içinde yer almıştır. Bu yönüyle diyalektolojik ve kapsamlı bir Lazca gramer kitabı ortaya çıkmıştır.

    Öteyandan çalışma İngilizce'ye de çevrilerek Türkçe bilmeyenlerin faydalanmalarına olanak sağlamanmış oldu.

    Nenaçkina : Gramer kelimesinin Lazca karşılığı olarak önerilmiştir.

  9. #9
    Super Moderator
    Üyelik tarihi
    19 Nisan 2011
    Mesajlar
    1.725
    Lazlarda Evlilik Gelenekleri

    Lazlarda evlilik olayı çoğunlukla büyüklerin inisiyatifinde olurdu. Evlilik çağına gelen erkeklere ana babanın yanı sıra eş dost kız bakardı. Eğer gençler yakın çevredense birbirlerini tanırlardı. Yok eğer uzak köylerden olursa çoğunlukla enişte daveti denen nişandan önce birbirini görme şansları olmazdı.

    Kız istemenin de epeyi meşakkatli bir süreci olurdu. Kız istenmeden önce erkek tarafı yakınları, kız tarafı yakınları ile temasa geçerdi. Kız tarafının olumlu yada olumsuz tavrına göre hareket edilirdi. Eğer kız tarafı olumlu bakarsa iş biraz daha kolay halledilirdi. Ama kız tarafının olumsuzluğu durumunda erkek tarafı için çok zor olan ikna çabaları süreci başlardı. Araya hatırı sayılı kişiler konurdu. Olmadı köyün yada kasabanın ileri gelenleri devreye konurdu. Oda olmasa kız tarafının hatırından çıkamayacağı kişiler aranırdı. Yine de olmazsa artık genelde bu işin peşi bırakılırdı. Bazen de genelin dışına çıkılıp halletme yoluna gidilirdi ki bu ayrıca değinilmesi gereken kız kaçırma olayıdır.

    Erkeğin şansı daha çok yeri yurdu ve geniş arazisine bağlı olurdu. Kız tarafı en çok, arazisi var mı anlamına gelen ” ocağı kuğuni” diye sorardı. Eğer yeri yurdu tamam ise de öyle kolayca iş bitmezdi. Bu sefer de delikanlının soyu sopu, huyu suyu ve ahlakı araştırılırdı. Her şey olumlu sonuç verirse kız tarafı erkek tarafına kızı isteyebilirler haberini gönderirdi. Kız tarafının belirleyeceği uygun günde erkek tarafı kızı istemeye giderdi. Bu randevular akşamdan sonra verilirdi. Ne kadar her şey olurunda olsa da kız tarafı ilk istemede evet demezdi. Düşünmek için zaman isterlerdi. Bu düşünmek için zaman isteme, işin olacağını işaret ederdi. Eğer olmayacaksa kız tarafı kesin ret cevabı verirdi. İlk istemeye gidilirken damat adayları kesin götürülmezdi. Ancak işin biteceği son istemede damat adayı yanlarına alınır fakat yine doğrudan kızın evine götürülmezdi. (Bazen damat adayının gittiği de rivayet edilir) Damat adayı eve yakın uygun bir yerde beklerdi. Bazen de damat adayları hiç götürülmez büyükler işi bitirir damat adayına müjde verilirdi.



    Burada en hassas konu, kız tarafı evet dedikten sonra hemen o akşam işi sağlama almaktı. Bu da erkek tarafının kızın nüfus cüzdanını alması ile sağlanırdı. Buna "nüfus koçani" denirdi. Nüfus koçanı erkek tarafından alındıktan sonra silah atışları başlardı. Durumdan haberdar olan komşular böylece silah seslerini duyunca işin bittiğini anlamış olurdu. Ve asıl zor günler başlardı.

    Enişte davetinişan)

    Nüfus koçanı alındıktan sonra artık inceden inceye hazırlıklar başlamaktadır. İlk yapılacak önemli iş enişte davetidir (nişan). Bu işler her iki tarafın kadınları tarafından organize edilip gün kesilirdi. Erkekler sadece bilgi amaçlı haberdar edilirdi.

    Enişte daveti adından da anlaşıldığı gibi kız evinde yapılırdı. Hazırlıklara bir hafta öncesinden başlanıp davet için özgün Laz yemekleri hazırlanırdı. Bu yemeklerin hazırlanmasında komşu kadınların yardımları çok önemlidir. 150-200 kişinin yiyeceği yemeğin hazırlanması ve damak tadı verilmesi çok meşakkatli bir iştir. Bu işin idaresi genelde yaşı biraz ilerlemiş kadınlara verilirdi. Her köyde çok güzel yemek yapabilen, davet ve düğün yemeğini organize edebilen kadın sayısı üç-beşi geçmezdi. Ki bu kadınların yemeklere verdikleri damak tadını bilmeyen olmazdı. Bazıları çevre köylere de nam salmıştır. Bu tip kadınlardan biri böyle yemeklerin başına getirilirdi.

    Yemek çeşitlerinde sulu tencere yemekleri olmazdı. Etli pilav, sade pilav, sütlaç (şekersiz, süt tadında), lahana sarma, Laz böreği, Baklava ve şekerleme olurdu. Lahana sarma işini genelde evlilik çağındaki komşu kızları yapardı. Hatta bazı kızlar en küçük bozuk para olan bir kuruş yada beş kuruşluklardan bir taneyi sarmanın içine koyarlardı. Davete gelenlerden bekar birine bu sarma rastlarsa onun kısmeti olacağına inanılırdı. Bu çok yapılan bir uygulama olmasa da böyle evliliklerin de olduğu rivayet edilir.

    Lazlarda haremlik-selamlık olayı olmasa da gelen davetliler erkekler ayrı, kadınlar ayrı odalara alınırdı.

    Bu arada evlenecekler için çok önemli olan bir gelenekten söz etmek gerekir. Önceden de belirttiğimiz gibi bu gençler çoğunlukla birbirlerini tanımaz, büyüklerinin referanslarına güvenirlerdi. Bu enişte daveti aynı zamanda iki gencin birbirini ilk göreceği zamandı. Davet boyunca gelin ve damadın birlikte olacağı bir oda ayrılırdı. Bu odada kız ve erkeğin çok yakını olan birkaç kişi gelin ve damada refakat ederdi. Yalnız bu kişiler refakat etmeden önce, akşamın erken saatlerinde damat ve gelini yanlarında hiç kimse olmadan bu odada bir araya getirip birbirlerini biraz olsun tanımalarına fırsat verirlerdi. Lazlarda gelin ve damadı ilk defa bir araya getirme olayına “ok'ot'k'oçu” (okotkoçu) denir. Okotkoçu kelimesi Lazcada, bir araya atmak, bir araya koymak gibi genel anlamda kullanılır. Eğer insanlar yada canlılar için kollanılıyorsa, bir araya getirip baş başa bırakmak anlamını verir.

    Kendilerini ilk defa o an görüp tanıyacak gençler için okotkoçu anı çok önemlidir. Bu gelenek mutlaka yerine getirilirdi. Bir-iki saatlik sürede kendileri ile ilgili merak ettikleri hususlar karşılıklı konuşulup bir ön tanışma olduktan sonra iki tarafın da çok yakını olan 5-6 kişi gelin odasına alınırdı. Artık bundan sonra gelin, gelinliğini yapmaya başlardı. İlk adım olarak damat ve damat tarafı ile konuşmaz, onların sorularına yanıt vermezdi. Ne kadar dil dökseler para etmezdi. Gelin biraz da kendini naza çekerdi.

    Davet evinde kurulan sofralara önce erkek tarafı misafirler yemeğe alınırdı. Kız tarafına yemek sırası ancak misafirler bittikten sonra gelirdi. (Misafir erkek tarafıdır, zira kız tarafı düğünde misafir olur) Sofralar parti parti 5-6 kez kurulurdu. Büyüklerin yemek işi bittikten sonra bütün çocuklar toplanıp ayrıca çocuklara sofra kurulurdu. Çocuklar böyle bir geleneği bildiklerinden ısrar edilse de büyüklerle yemeğe oturmazlardı. Büyükler doymasalar bile kararından çok yemeye utanırdı ama çocuklar böyle bir sınırlamayı hiç bilmezlerdi. Bu anlar böyle gecelerde çocuklar için hiç kaçırılmayacak anlardı.

    Yemek olayının asıl püf noktası misafir (erkek tarafı) sofralarında olurdu. Her yemek bitiminde kız tarafından bir kişi boş tepsi ile masada dolaşır yemek yiyenlerden para toplardı. Erkek tarafından herkes hazırlıklı giderdi. Sofraya oturup tepsiye para koymayan olmazdı. Böyle bir mecburiyet olmasa da sıkı bir gelenekti. Orada toplanan para davet masraflarını fazlasıyla aşardı.



  10. #10
    Super Moderator
    Üyelik tarihi
    19 Nisan 2011
    Mesajlar
    1.725
    Asıl zor sofra enişte sofrasıydı. Enişte tarafından ağır toplar enişte sofrasına otururdu. Enişte sofraya çağrılıp eşlik ettirilirdi. Bu sofrada ağır toplar olduğundan parada da ağırlık olurdu. Zor olmasının sebebi paradaki ağırlık değildi. Bu bilakis ev sahibinin işine gelirdi ama enişte sofrasının ağır topları yemek bitince kalkmazlar, başka ekstralar da isterlerdi. İşte bu istekler kız tarafını epeyi terletirdi. Bunlar kimi zaman bir kaç tepsi baklava, bir tepsi şekerleme şeklinde olsa da, bu işin asıl geleneği tavuk yada horoz (canlı, giderken götürülürdü) istemekti. Eğer ev sahibinde tavuk yoksa komşulardan temin edilirdi. Tavuk yada horoz sözü alındı mı sofradan kalkılırdı. Bazen bu durumlarda ufak danalar istendiği de rivayet edilir.

    Davetlerde kız tarafından herhangi bir hediye alınmazdı.

    Yemek işleri bir kaç saatte ancak biterdi. Yemekten sonra saatler epeyi ilerlediğinden artık tulum şişerdi. Eğer hava yağmurlu yada mevsim soğuksa evin en büyük alanı horon için boşaltılırdı. Eğer mevsim yazsa horon için bahçe tercih edilirdi. Artık bundan sonra eğlence başlardı. Laz düğünlerinde horon erkekler tarafından oynanır, kadınlar seyrederdi. Tabi bu kadınlar horon oynamazdı gibi algılanmamalıdır. Hem kızların ayrıca oynadığı kız horonu var, hem erkeklerle karışık da oynarlar. Bizim sözünü ettiğimiz düğünlerdir. Böyle gecelerde ancak horoncuların çağrısı ile gelin-damat horona iştirak eder. Bu çağrılar kaynanaya da yapılırdı. Bunun dışında Laz düğünlerinde erkekler horon oynardı ve horon sabaha kadar aralıksız sürerdi.

    Bu arada önemli bir konuyu da atlamamak gerekir. Bu hem enişte daveti ve hem düğünler için geçerlidir. Kadın ve erkeklerin ayrı odalarda toplandığını belirtmiştik. Aslında sadece kadın ve erkek olmayıp yaşlılar ve gençler de ayrı odalarda olurdu. Yani yaşlı kadınlar, yaşlı erkekler ve genç kızlar, genç erkekler hep ayrı ayrı odalarda olurdu. Bunun en önemli sebebi gençlerin yaşlıların yanında rahat hareket edememesidir.Yaşlılar genelde yaptıkları koyu sohbetin dışında ara sıra dayanamayıp horonun içine daldıkları da olurdu. Böyle durumlarda horona giren yaşlıya horoncular çok saygı duyardı. Horona komut veren kişi tulumcuya ritim değişikliği komutunu vererek gelen kişi onurlandırılırdı. Yaşlı kişi on-on beş dakika kadar oynadıktan sonra horonu gençlere bırakıp alkışlar içinde ayrılırdı. Yaşlılar genelde köyle ilgili sorunlar, memleket meseleleri ve avcılık maceraları üzerine koyu sohbetler ederdi. Düğünde sabahlamayıp gece yarısı evlerine dönerlerdi. Sabahlamak gençlerin işiydi.

    Ayrı odalarda olan kızlar erkek horonunu izledikleri gibi kendi aralarında da kız oyunları oynardı. Kızların oynadığı “kız mendil” adında bir oyun vardı, genelde bu oyun oynanırdı. Hatırladığım kadarıyla “kız mendil, mendili mendil / kız mendil, mendili mendil / oyalı da mendil” gibi sözleri vardı. Bu oyun genç kızların oyunuydu. Bazen erkeklerin de bu oyunu seyretmesi ayıp sayılmazdı.

    Horon dışında başka oyunlar da olurdu. Bunlardan en yaygın olarak bilinen “kamçı oyunu” dur. Bu oyun gecenin çok geç saatlerinde sabaha yakın bir zamanda oynanırdı. Oturularak oynanan bir oyun olduğu için horon yorgunluğundan sora olurdu. Kamçı oyunu iki taraf arasında oynanan bir oyundur. Taraflar sekizer-onar kişi olabiliyor. Tamamen genç oyunu olup çok geç oynandığı için eğer o saate kadar düğünde kalan yaşlı varsa ancak seyrederdi. Kız ve erkeklerin karşılıklı oynayabileceği gibi, kız erkek karışık olarak da oynanırdı. Asıl çekişme kızlar ve erkeler karşılıklı rakip olunca olurdu. Bazen de kız tarafı ve erkek tarafı olarak da rakip olunabiliyordu. Bu oyuna gelin ve damat mutlaka iştirak eder ve birbirine rakip olurdu. Kimi zaman öyle kamçı oyunları olurdu ki düğünden sonra bir hafta konuşulurdu.
    Kamçı oyunu: Oyunun kuralı adından da anlaşılacağı gibi resmen dayaktır. Kamçı, bezden yada çarşaftan saç örgü şeklinde örülerek yapılan çok sert bir dayak alettir. Oyuna başlarken çarşaf istenip o an örülür. Oyunun püf noktası, avuç içinde saklanan fasulye tanesi, düğme yada bozuk para gibi herhangi bir şeyi yumruk şeklinde sıkılmış hangi avuçta olduğunu bulmaktır. Beşer kişiyse on avucun, onar kişiyse yirmi avucun birinde o saklanan şeyi bulmak hiç de kolay olmaz. Önce taraflar kaçar kişi ise karşılıklı yüz yüze gelecek şekilde sandalyelere otururlar. İki taraf arasındaki mesafe en fazla bir metre kadar olur. Sonra taraflar arasında kamçı mı düğme mi kurası çekilir, kamçı çıkan taraf kamçıyı alır. Düğme çıkan taraf oturduğu yerden arkasına dönmeden ellerini arkasına götürüp avuçların bir tanesine düğmeyi koyduktan sonra tamam komutu ile herkes kapalı avucunu dizinin üstüne koyar. Karşı taraftan sadece bir kişi (bu kişiler sıra ile her sefer değişir) rakiplerin dizinin üstündeki avuçlara boş dolu diyerek düğmeyi bulmaya çalışır. Boş denen avuç açılır eğer boşsa aynı yöntemle düğme bulmaya devam edilir. Düğmeyi bulursa yada dolu olduğuna eminse, kapalı olan avuçtan direkt ver diye isteyebilir. Düğmeyi bulursa ekip dayaktan kurtulduğu gibi düğmeyi de alır ve aynı yöntemle eller arkaya götürülerek düğme avuçların birine bırakılır. Bu sefer karşı taraftan biri düğmeyi bulmaya çalışır. Bulursa alacağı gibi bulamazsa avuçlar açılıp uzatılır ve kamçılar alabildiğine hızla vurulur.

    Bu oyunda canı yanıp ağlayan kızlar çok olur. Çünkü kamçıyı vurmanın bir ölçüsü yoktur. Erkekler hele ki kızlar içlerini de yakmışsa artık Allah ne verdiyse hiç acımazlardı. Yalnız gelin ve damat incitilmez, onlara hızlı vurmak ayıp sayılır.

    Burada eğer yakalanabilirse çok ince bir püf noktası var. Tarafların içinde düğme yada fasulye tanesinin kimde olduğu bilinmez. Sadece kimin avucundaysa o bilir. Eller arkaya götürüldüğünden kimse tarafından görülemez ve doğal olarak ekibin içindekiler de bilemez. Yalnız avucu dolu olan diğerleri kadar rahat olamayıp, dikkat edilirse gözlerinden, bakışından ve yüz ifadesinden kendini ele verebilir.

    Kamçı oyununun sabahın erken saatlerinde sona ermesi ile enişte daveti de bitmiş olur. Kamçı ile kabarıp şişen ellerin acısı üç beş gün geçmezdi.

    Enişte davetinden sonra artık nişanlılık dönemi başlardı. Nişanlılık dönemi ne kadar meşru sayılsa da yine gençler kolay kolay serbestçe bir araya gelemezlerdi. Gelinin damat evine gelmesi çok hoş karşılanırdı ama damadın gelin evine gitmesi hoş karşılanması bir yana öyle kolay becerilecek iş değildi. Ancak kızın babasından alınacak izinle olurdu bu iş. Eğer baba yoksa ağabey yada büyük kardeşin rızasıyla damat gelebilirdi. Eğer kardeşler de yoksa, eh o zaman biraz kolaylaşırdı. Ayrıca damat öyle tek başına çıkıp ben geldim diye kızın evine gitmek değil kapısından geçemezdi. Ancak babadan izin alınarak kız kardeşi, yengesi, komşu kızları ve annesi gibi kadın grubundan oluşan bir ekiple gidebilirdi. Burada kaynananın fikri hiç sorulmaz. Çünkü bütün kaynanalar damatlarını çok sever ondan yana olur. Damat eve geleceği zaman nerede ise enişte davetinin yarısı hazırlık olur. Baklava, börek, şekerleme, kavrulmuş fındık, kaymak, peynir tavalama damadın baş yemekleridir. Damat giderken ceketinin ceplerine şekerleme (Lazlarda bu şekerleme olayı çok farklıdır, bilinen şekerlemelere benzemez. Malzemesi un, tereyağı ve şekerdir. Yumruk büyüklüğünde üstü hafif konik, oval bir şekli vardır. Sadece damatlar için özel yapılır) ve kavrulmuş fındık konur, bir kısmı da bohçaya bağlanıp yanında verilir. Eğer kaynana damadın evine gidecekse, bir tepsi baklava ve bir tepsi şekerleme ile gider. Lazlarda damada çok aşırı değer verilir. Hatta Lazlara kız verme, Lazlardan kız al derler. İşte bütün bu abartıların altında kaynana vardır. Üç beş yıl kadar bir süre damat eskimez ve hep iltifat görür. Evin en güzel köşesi, en güzel odası, en güzel yatak yorgan onundur. En güzel yemekler onundur. Kavrulmuş fındık ve şekerleme onundur. Bu yüzdendir ki evin erkek tayfası damadı pek sevmez. Onun için nişanlılık döneminde damatlar elini kolunu sallayarak rahat bir şekilde kız evine gidemezler. Fakat kaynanalar bunun da çözümünü bulurlar. Bu çözümün adı Lazca’da “sica metkobinu” dur. Gizli yöntem. Baba ve kardeşlerden gizli olarak yapılan buluşturmadır bu. Ve bu yöntemde yakalanma riski de yüksektir. Baba ve evdeki erkeklerin evde olmadığı zamana denk getirilir. Fakat yine de babanın ne zaman eve geleceği hiç belli olmaz. Bu durumlarda çok damatların pencereden atladığı rivayet edilir.

    Bu konuda günümüze kadar gelmiş destanlar vardır. Onlardan birine bakarsak yazılanların abartı olmadığını görürüz.


+ Konu Cevaplama Paneli

Benzer Konular

  1. Lazca ve Lazlar
    By BySouL in forum Rize Tarihi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 15 Nisan 2011, 21:03

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren RizeCity.Com Adresimizde 5651 Sayılı Kanun’un 8. Maddesine ve T.C.K’nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. RizeCity.Com hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler rizecity@gmail.com mail adresi ile iletişime geçildikten sonra en geç 3 (üç) Gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde tarafımızdan incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve Avukatımız size dönüş yapacaktır.

53 Haber - Rize - rika, ri-ka, rize kapı - RizeCity Blog - Rize Resimleri